
Keşfet
Toskana Nerede? Hangi Ülkeye Bağlı

Toskana, İtalya’nın orta-kuzeyinde yer alan ve başkenti Floransa olan, UNESCO mirası tepeleri ve bağlarıyla ünlü özerk bir bölgedir.
İtalya 20 bölgeden oluşmaktadır ve Toskana bunlardan biridir. Toskana, batı kıyısında Tiren Denizi (ve muhteşem takımadaları) ile sınırlıdır.
Kuzeyden başlayıp saat yönünde ilerleyerek kara sınırları şunlardır: Liguria (Cinque Terre Toskana’da değildir), Emilia Romagna, Marche, Umbria ve Lazio. Toskana’nın nerede olduğuna dair bir fikir edinmeniz için, diğer şehirlerden Floransa’ya olan mesafelerin bir listesi aşağıdadır:
Milano’nun 300 km güneyinde
Roma’nın 280 kuzeyinde
İstanbul ile Floransa arasındaki mesafe, tercih ettiğiniz ulaşım türüne göre değişiklik göstermektedir:
Kuş Uçuşu (Havayolu) Mesafe: Yaklaşık 1.480 km’dir. Uçak yolculuğu genellikle 5 ila 5,5 saat civarında sürmektedir.
Karayolu (Arabayla) Mesafe: Yaklaşık 1.959 km’dir. Arabayla kesintisiz bir yolculuk normal trafik koşullarında ortalama 21 saat sürmektedir.
Londra ile Floransa arasındaki mesafe 1600 km, New York ile Floransa arasındaki mesafe 6692 km ve Melbourne ile Floransa arasındaki mesafe ise 16103,08 km’dir.
Toskana’ya uçakla ulaşmanın en kolay yolu Floransa Uluslararası Havalimanı veya Pisa Uluslararası Havalimanı’dır (ikincisi birçok havayolu şirketinin düşük maliyetli uçuşlarıyla daha çok bilinir). Floransa, konumu nedeniyle hızlı ve verimli demiryolu ve otoyol bağlantılarına da sahip olup, ülkenin geri kalanına ulaşmayı kolaylaştırır.
Ayrıca Toskana’nın ana deniz limanı Leghorn’a tekneyle de Toskana’ya ulaşabilirsiniz. Feribotlar Leghorn/Livorno’dan Olbia’ya (Sardinya), Cenova’ya (Liguria) ve Barselona’ya (İspanya) gitmektedir.
Diğer şirketlerin rotaları arasında Piombino-Portoferraio (Elba), Cenova-Bastia (Korsika), Piombino-Bastia ve Bonifacio (Korsika)-S bulunmaktadır.
Toskana on ilden oluşmaktadır: Floransa, Arezzo, Grosseto, Livorno, Lucca, Massa Carrara, Pisa, Pistoia, Prato ve Siena. Bulunduğunuz herhangi bir kasaba, esasen Toskana Bölgesi’nin siyasi alt bölümleri olan bu illerden birinin altında listelenir.
ÖN BİLGİ TALEP FORMU
Toskana'nın Saklı Yüzü: Lucca, San Gimignano ve Lajatico'da Zamanı Durdurmak
Toskana… İtalya’nın sadece bir bölgesi değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesidir. Zümrüt yeşili tepelerin üzerinden süzülen sabah sisi, yolları birer muhafız gibi çevreleyen ince uzun selvi ağaçları, asırlık taş evler ve ufka karışan üzüm bağları… Rönesans’ın beşiği olan bu coğrafya, Floransa’nın görkemi ve Siena’nın asaletiyle bilinse de, Toskana’nın gerçek ruhu genellikle daha küçük, duvarlarla çevrili kasabalarında ve sessiz köylerinde saklıdır.
Eğer Toskana’nın o meşhur kartpostal manzaralarının içine gerçekten adım atmak, kalabalıklardan bir adım geri çekilip tarihin ve sanatın fısıltılarını duymak istiyorsanız; rotanızı Lucca’nın zarif sokaklarına, San Gimignano’nun göğe yükselen kulelerine ve Lajatico’nun büyüleyici sessizliğine çevirmelisiniz.
Lucca: Yüz Kilisesi ve Yıkılmaz Surlarıyla Toskana’nın Zarafeti
Toskana’nın en iyi korunmuş sırlarından biri olan Lucca, Floransa’nın gölgesinde kalmış gibi görünse de aslında kendine has, aristokratik bir zarafete sahiptir. Bu şehri diğer Toskana şehirlerinden ayıran en belirgin özellik, etrafını tamamen saran ve günümüze kadar sapasağlam ulaşmayı başarmış 16. yüzyıldan kalma devasa surlarıdır. Yaklaşık 4 kilometre uzunluğundaki bu geniş surlar, bugün arabalara kapalı, gölgelikli bir yürüyüş ve bisiklet yolu olarak kullanılmaktadır. Şehre adım atmadan önce surların üzerinde bir bisiklet turu yapmak, Lucca’yı anlamanın en güzel yoludur.
Surların içine, yani tarihi merkeze (centro storico) girdiğinizde sizi labirent gibi sokaklar karşılar. Lucca, “Yüz Kiliseli Şehir” olarak anılır. Şehrin katedrali olan Duomo di San Martino, asimetrik cephesi ve içindeki ahşap oyma detaylarıyla büyüleyicidir. Ancak şehrin en ikonik noktalarından biri hiç şüphesiz Piazza dell’Anfiteatro’dur. Antik bir Roma amfitiyatrosunun kalıntıları üzerine inşa edilen bu meydan, kusursuz eliptik şekliyle etrafını saran pastel sarısı ve kiremit rengi evlerle eşsiz bir atmosfere sahiptir. Meydandaki kafelerden birinde oturup bir espresso yudumlarken, yüzyıllar önceki gladyatör dövüşlerinin yerini neşeli İtalyan sohbetlerinin aldığına şahit olursunuz.
Şehrin silüetine damga vuran Torre Guinigi (Guinigi Kulesi) ise sıradan bir Orta Çağ kulesi değildir; tepesinde yüzyıllardır büyüyen canlı meşe ağaçları bulunur. 230 basamakla çıkılan bu kule, Lucca’nın kırmızı kiremitli çatılarını ve uzaktaki Apenin Dağları’nı izlemek için kusursuz bir seyir terasıdır. Aynı zamanda ünlü besteci Giacomo Puccini’nin doğum yeri olan bu şehirde, akşamları dar sokaklarda yankılanan bir opera aryası duymanız işten bile değildir.Rönesans’ın doğduğu yer olarak bilinen Floransa , yeryüzünün en görkemli, romantik ve zarif şehirlerinden biridir. Çarpıcı sanat eserleri ve mimarisiyle dolu olan Toskana’nın başkenti, Arno Nehri kıyısında, hafifçe dalgalanan tepelerle çevrili bir konumda yer almaktadır.
Yüzyıllar boyunca Avrupa’nın en önemli merkezlerinden biri olan Floransa, Palazzo Pitti, Ponte Vecchio ve Santa Maria del Fiore gibi hayranlık uyandıran yapılarıyla gelişti. İnanılmaz bir cepheye sahip olan Santa Maria del Fiore, dünyanın en büyük katedrallerinden biridir ve Floransa’nın silüetine hakimdir. Ancak bu, birçok güzel binadan sadece biridir. Şehrin Arnavut kaldırımlı sokaklarını keşfederken, birçok zarif saray, yüzyıllar öncesine ait kilise ve etkileyici anıtla karşılaşacaksınız.
Bir zamanlar Botticelli, Da Vinci, Donatello ve Michelangelo gibi ustalara ev sahipliği yapmış olan şehrin birçok müzesi, dünyaca ünlü resimler, heykeller ve sanat eserleriyle doludur. Bu zengin tarih ve kültür her yerde kendini gösterirken, Floransa, mutfak gelenekleri ve Toskana şaraplarının yanı sıra son moda ve alışveriş olanaklarıyla da ünlü, canlı ve dinamik bir şehirdir.
San Gimignano: Orta Çağ’ın Manhattan’ı
Lucca’nın düzlük ve huzurlu yapısından ayrılıp Val d’Elsa bölgesinin tepelerine doğru tırmandığınızda, ufukta bir anda tuhaf ve etkileyici bir silüet belirir. Burası, “Güzel Kulelerin Şehri” olarak bilinen ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan San Gimignano’dur.
ve 14. yüzyıllarda, şehirdeki rakip soylu aileler zenginliklerini ve güçlerini göstermek için birbirleriyle kule inşa etme yarışına girmişlerdi. Bir zamanlar sayısı 72’yi bulan bu kulelerden günümüze 14 tanesi ulaşabilmiştir. Şehre uzaktan bakıldığında modern bir metropolün gökdelenlerini andıran bu yapılaşma, San Gimignano’ya “Orta Çağ’ın Manhattan’ı” unvanını kazandırmıştır.
Eski Via Francigena (Roma’ya giden hac yolu) üzerinde stratejik bir konumda bulunan kasaba, o dönemde safran ticareti ve günümüzde de ününü koruyan Vernaccia beyaz şarabıyla zenginleşmiştir. Şehrin kalbi sayılan Piazza della Cisterna, ortasındaki 13. yüzyıldan kalma taş su kuyusu ve etrafını çevreleyen kuleli evleriyle zamanın 1300’lerde donup kaldığı hissini verir. Buraya gelmişken, dünya şampiyonlukları bulunan meşhur dondurmacılardan (gelateria) birinde safranlı veya çam fıstıklı dondurma tatmak neredeyse bir ritüeldir.
Şehrin en yüksek kulesi olan Torre Grossa’ya tırmandığınızda, Toskana’nın o ikonik coğrafyası ayaklarınızın altına serilir. Bir yanda gümüş rengi zeytinlikler, diğer yanda geometrik bir nizamla dizilmiş üzüm bağları… San Gimignano, hem mimari bir gövde gösterisi hem de Toskana kırsalının en güzel izleme noktalarından biridir.
Lajatico: Sessizliğin ve Sanatın Köyü
Lucca’nın şehirli zarafeti ve San Gimignano’nun turistik görkeminden sonra, rotamızı Toskana’nın gerçek, el değmemiş kırsalına, Lajatico’ya çeviriyoruz. Pisa vilayetine bağlı bu küçük ve gösterişsiz tepe köyü, aslında dünya çapında bir yankıya sahiptir. Neden mi? Çünkü burası, efsanevi İtalyan tenor Andrea Bocelli’nin doğduğu ve hala bağlarını koparmadığı topraklardır.
Lajatico’nun sıradan bir Toskana köyünden bir modern sanat ve müzik merkezine dönüşmesinin arkasında Teatro del Silenzio (Sessizlik Tiyatrosu) projesi yatar. Bocelli’nin girişimiyle köyün hemen dışındaki doğal bir vadinin içine inşa edilen bu açık hava amfitiyatrosu, dünyada eşi benzeri olmayan bir konsepte sahiptir. Tiyatro, her yıl temmuz ayında sadece bir kez, Andrea Bocelli ve dünyanın dört bir yanından gelen misafir sanatçıların sahne aldığı muazzam bir konsere ev sahipliği yapar. Yılın geri kalan 364 günü ise tiyatro tamamen sessizliğe ve doğaya terk edilir.
Tiyatronun merkezinde her yıl değişen devasa bir çağdaş sanat heykeli yer alır. Lajatico’yu ziyaret ettiğinizde, bu ıssız ama bir o kadar da dramatik vadinin ortasında durup, rüzgarın sesi eşliğinde o heykeli ve ufuktaki Volterra tepelerini izlemek, insanın içine işleyen şiirsel bir deneyimdir. Köyün kendi sokakları da sanatla iç içedir; duvarlarda modern enstalasyonlar, küçük sanat galerileri ve Bocelli ailesine ait şarapları tadabileceğiniz şirin mekanlar bulunur. Lajatico, Toskana’nın sadece geçmişte yaşamadığını, doğayla ve sanatla uyum içinde yeni hikayeler yazmaya devam ettiğini kanıtlayan bir sığınaktır.
Toskana Ruhu: Toprağın ve Damakların Uyumu

Bu üç benzersiz yerleşimi gezerken, Toskana’nın sadece görsel bir şölen değil, aynı zamanda gastronomik bir başyapıt olduğunu da hatırlamak gerekir. Geleneksel tatlar, bu bölgenin ruhunu anlamanın en iyi yoludur:
Lucca’da: Anason ve kuru üzümle yapılan, dışı çıtır içi yumuşak tatlı bir ekmek olan Buccellato’yu tatmalısınız.
San Gimignano’da: Bir kadeh buz gibi Vernaccia di San Gimignano şarabı eşliğinde yerel Pecorino peyniri atıştırmalısınız.
Lajatico’da: Huzurlu yamaçlarda, taze sıkılmış sızma zeytinyağına batırılmış tuzsuz geleneksel Toskana ekmeği (Pane Toscano) yemenin sadeliğini deneyimlemelisiniz.
Lucca’nın surlarında bir akşamüstü bisiklete binerken, San Gimignano’nun kuleleri arasından batan güneşi izlerken veya Lajatico’nun Sessizlik Tiyatrosu’nda rüzgarı dinlerken; Toskana’nın o ünlü “Dolce far niente” (hiçbir şey yapmamanın tatlılığı) felsefesini iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Bu bölge, size sadece yeni yerler göstermekle kalmaz, aynı zamanda yavaşlamayı, anın tadını çıkarmayı ve hayatın basit ama derin güzelliklerini takdir etmeyi öğretir.























